Near Far

Ankara, 2010

 

H.Ü. ANKARA DEVLET KONSERVATUVARI
74. KURULUŞ YILI ETKİNLİKLERİ

 

7 Mayıs 2010 Cuma – H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı Beşevler-Ankara
17:30 Türk Bestecileri Piyano Konseri
18:30 Goethe Enstitüsü – Ankara tarafından desteklenen sergi “UZAKYAKIN: Tepkime Aralığı” Açılış Resepsiyonu

 

Sanatçılar:
PERİHAN ŞAN ASLAN - OZAN BİLGİNER - WILLIAM BUCHINA - SERKAN DEMİR - ERDAL DUMAN - CEVDET EREK - MEHMET CAN ÖZER - SERKAN ÖZKAYA - İZ ÖZTAT - ESRA SAĞLIK - FUNDA SUSAMOĞLU

 

Küratör: BURÇAK BİNGÖL

 

UZAKYAKIN: Tepkime Aralığı
Uzakyakın, bir deney-sergi olarak nesnelere, anlamlara, bağlamlara, üretene ve izleyene yeniden bakıyor ve farklı netlik ayarlarıyla bileşenleri arasındaki ilişkileri, kurguları ve vurguları görünür kılıyor. Yakın görünüp uzakta olan olduğu kadar, uzakta olduğu halde yakından ilgili kavramlar üzerine düşünmek, bir ortaklık yaratmak için geliştirilen serginin en büyük düşü ise; görsel sanatlar ve sahne sanatlarının yollarının kesiştiği bir tepkime aralığı yaratmak ve burada gelişebilecek dialog ve ilişkilerle yeni üretkenlik alanları oluşturabilmek.


Deneyin bağlayıcısı ve göstereni olarak uzakyakın, içerdiği ‘yakın’la aradaki ilişkiyi fazlasıyla tanımlarken; ‘uzak’la, bileşenleri arasındaki bu bağı hala sessizce işaret etmeye devam eder. Kuruluşunun 74. yılını kutlayan, şehrin merkezindeki konumu ve tüm cazibesine rağmen uzakta kalmışlığıyla H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı da; bu sergi yoluyla, ona karşı olan sessiz ilgi ve merakı da görünür kılacaktır. Yaratıcı düşünce ve tutkunun özündeki ortak lisan, deneyin işlerliğini sağlayacak en önemli araç olarak işlev görecek; müzikle tanımlı mekanlar, ev sahipliği yapacağı görsel sanat eserleriyle yeni anlamlar ve olasılıklar kazanacak.

 

 

1/1

“UZAKYAKIN: Tepkime Aralığı” farklı disiplinlerde üreten sanatçıları bir araya  getiriyor ve onların çalışmalarının birbirleri ile yaklaşan ve uzaklaşan hallerini izleyiciyle paylaşıyor. Seçkinin belirlenmesindeki en önemli değişkenler olarak müziği oluşturan zaman ve görsel sanatları kapsayan mekan; çalışmaların kendi içlerinde veya birbiri ile olan ilişkilerinde yer yer görünüp kaybolarak, her yeni an ve izleyenle yeni anlamlar üretmeye hazır beklemekteler.

 

Mehmet Can Özer’in ‘Dinle’sindeki müziği deşifre ettiren zaman, Esra Sağlık’ın çiçek düzenlemesi ‘Nothing’in kokusunu taşırken, rengini de değiştirir. Aynı zaman, Funda Susamoğlu’nun ‘Deney-im’inin hayattan kopardığı küçük minik ayrıntılarının görüntülerini bir türlü doğru netlemeyi başaramaz ve izleyeni yeniden yeniden eksik olan parçayı bulmak üzere sonsuz bir arayışa sürükler. Tam umutsuzluğa kapılmışken kırmızı ışığının vaadiyle İz Öztat’ın ‘Süre’sinde kesin yakalayacağımızı düşündüğümüz zaman, bize en büyük yalanını hiç gocunmadan söyler durur. Perihan Şan’ın zamanda bir yerde donup kalmış ‘Aşina’sı en çok kimi kandırır? Serkan Demir’in ‘Sahne Işıkları’nın pembe yalanına inanmaya ise hepimizin çok ihtiyacı var.


Serkan Özkaya’nın binlerce saydam üzerinde sabitlenmiş ‘an’ları mekanda yanyana dizilip, ‘Bir Sanat Galerisinin Gerçekte Nasıl Olması Gerektiği’yle bambaşka bir tarih cetvelini her yeni günle yeniden pozlarken; bir başka mekan Cevdet Erek’in “Avluda”sında, an’larına bölünüp, bölünüp yeniden toplanarak, uzama dair kurulmuş uzun cümleyi akan görüntülere sabitlemekte. Erek’in ‘Sahil Sahnesi Sesi’nde ise isteyenler deniz sesini Ankara’dan duyabilir. Ozan Bilginer’in dış dünyasıyla düş dünyasını çakıştırdığı desenleri ‘8:30-17:30’, üstesinden gelebildiği çetin uzlaştırmayla büyük bir umudun izdüşümlerini oluştururken;  William Buchina’nın ‘Resimli İngilizce Gramer Kitabı', kendini ifade etmenin en temel aracı olan dili belki de en doğru yerde kullanıma sunuyor. Erdal Duman’ın yoketmek için inşa ettiği ‘Bu Füze Var Ya’ parlakyıkıcılığıyla tehdit gibi görünse de aslında yeni ve taze başlangıçlar için biraz tahribat mutlaka gereklidir.


Her deneyde olduğu gibi bu deney-serginin de öngörülen ve görülemeyen sonuçları olabilir. Tepkime sırasında gözlemlenebilecek ilişkiler, her yoğun ilişkideki paylaşım üzerine kurulu muazzam bir yaşantıyı önerirken; bir sorun üretme olasılığını da saklı tutar. Yoktan var edilmiş, kısa tarihinde pek çok deneye ev sahipliği yapmış bir şehir olarak Ankara, bu tepkimeyi de bünyesine katacak, belki hali hazırda yürüyen tepkimelerin kaderini bile etkileyecektir. Kimbilir böylelikle, bu şehirde yaşayan, çalışan, üreten, ortak tarihi ve kaderi paylaşanlar için de nefes alacak başka yeni aralıklar oluşmasına bir katkıda bulunacaktır... Denemeden bilemeyiz

 

Burçak Bingöl, 2010